This is featured post 1 title

You can easy customize the featured slides from the theme options page, on your Wordpress dashboard. You can also disable featured posts slideshow if you don't wish to display them. Dont edit it manually, by replacing images, but you set feature image when you create new posts.

This is featured post 2 title

You can easy customize the featured slides from the theme options page, on your Wordpress dashboard. You can also disable featured posts slideshow if you don't wish to display them. Dont edit it manually, by replacing images, but you set feature image when you create new posts.

This is featured post 3 title

You can easy customize the featured slides from the theme options page, on your Wordpress dashboard. You can also disable featured posts slideshow if you don't wish to display them. Dont edit it manually, by replacing images, but you set feature image when you create new posts.

This is featured post 4 title

You can easy customize the featured slides from the theme options page, on your Wordpress dashboard. You can also disable featured posts slideshow if you don't wish to display them. Dont edit it manually, by replacing images, but you set feature image when you create new posts.

This is featured post 5 title

You can easy customize the featured slides from the theme options page, on your Wordpress dashboard. You can also disable featured posts slideshow if you don't wish to display them. Dont edit it manually, by replacing images, but you set feature image when you create new posts.

 

Kpss Kitapları , ygs lys kitapları , Ales Kitapları


Sizlere en iyi kitapları sunmaktayizdir. Bir birinden farkli Kpss kitapları satişlarini sunmaktayizdir. Her geçen gün sizlere daha iyi ve yeni kitapları sunarak müşteri memnuniyetini kazanan güvenilir lider firmalardan bir tanesi olarak bilinmeye hızla devam etmekteyizdir.

Bizler için en önemlisi müşteri memnuniyeti ve en uygun fiyat bütcelerimiz ile müşterilerimize bütün kitapları sunmamızdir. ygs lys kitapları , ales kitapları , kpss kitapları , dgs soru bankaları , yds kitapları , ve sayamadığımız bir cok kitapların satişlarini sunmaktayizdir.

Sizde aramiş olduğunuz kitaplar var ise sitemize giriş yaparak dilemiş olduğunuz kitapları kolaylıkla bula bilirsiniz. Ales kitapları en cok tercih edilen kitaplar arasında yerini almaktadir. Eğerki bir birinden farkli kitapları görmek, satın almak istiyorsanız sitemiz tam sizlere göredir. Daha detayli bilgiler için sitemizi ziyaret etmeniz yeterlidir saygılarımızla.

www.kitapbudur.com

Uzun bir Hikaye

Bir gerçeği açıklamak, bir konuda görüş ve düşünceler öne sürmek ya da bir tezi savunmak, desteklemek için yazılan yazılara makale denir .Yani makaleler, Herhangi bir konuda bilgi vermek, bir fikir veya bir konuya açıklık getirmek, yeni bir görüş ve düşünceyi ileri sürmek, ele alınan konu üzerinde yapılan inceleme ve araştırma sonuçlarına göre deliller göstererek, bu yeni görüş ve düşünceleri desteklemek ve ispatlamak gayesi ile yazılan ilmî gazete ve dergi yazılarıdır

Bilim, bilimsel araştırmaların gelişmesine paralel olarak ortaya çıkmış ; gazete ve dergiler de güç kazanıp gelişmiştir. Makaleleri “gazete makaleleri” ve “dergi makaleleri” olmak üzere iki kısımda değerlendirilmektedir. Gazete makalelerinin konusunu sosyal, siyası ve toplumsal sorunlar gibi günlük olaylar oluşturduğu için uzmanlık aranmaz konu ile ilgili bilgisi olan herkes yazabilir. Sade akıcı. Samimi bir dil kullanıldığı için fıkra türüne yakındır ,

Dergi makalelerinin konusunu akademik konular oluşturur. Uzmanlık gerektirir Ancak o konunun uzmanı olan kişiler yazar daha bilimsel ve alanın gerektirdiği terimlerle yüklü ağırbaşlı bir anlatımı vardır. Bu makaleleri , “genel makaleler” ve “bilimsel makaleler” şeklinde gruplama yapanlar da vardır.

Gazetelerin çoğunlukla ilk sayfasında yer alan ve o gazetenin genel fikrî yapısını temsil eden yazılara başmakale, bu yazıyı yazan kişiye de başyazar denir.

ÖZELLİKLERİ

* Amaç bilgi ve fikirleri başkalarına açıklamak olduğu için ağırbaşlı, ciddi , kolay anlaşılır, yalın, pürüzsüz bir dil kullanılır. * Öne sürülen düşünce ve tez nesnel bir nitelikle ele alınıp birtakım bilgi, belge ve araştırma verilerinden yararlanılarak kanıtlanır.

* Söz oyunlarına baş vurulmaz, süslü anlatımdan uzak durulur.düşünceler doğrudan aktarılır.

* Sosyal, edebî, sağlık, din, teknik vs. olmak üzere her türlü konuda makale yazılabilir

* Öğretici bilgilendirici fikir yazısı olduğu için daha çok açıklayıcı anlatım biçimi kullanılır.

* Gazete ve dergilerde yayımlanır.

Makalede Plan : Her yazıda olduğu gibi makalelerin de belli bir plan dâhilinde yazılması gerekir. Doğru planlanmamış bir makale yanlış sonuçlara ulaşacaktır. Kaynaklarda klasik makale planı; giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşur. Giriş Bölümü : Öne sürülecek sav, görüş ya da düşünce yazının girişinde sergilenir. Makalenin en kısa bölümüdür. Makalenin geneline göre bir iki, paragrafı geçmez. İyi bir giriş makalenin oluşmasını sağlayabilir. Giriş bölümünde, yazıdaki fikir gelişiminin hangi yönde olacağı saptanır. Okuyucu bilgi ve fikir atmosferine yavaş yavaş sokulur. Genellikle okuyucu ilk bakışta bu bölümü okur; sararsa, ilgisini çekerse yazıyı sonuna değin okumaya karar verir. Bu yönden makalelerde girişin çok ustaca ve özenle biçimlendirilmesi gerekir. Bu bölümde konu hiçbir ayrıntıya girmeden ortaya konulur.. Bunun aşırı dolaylamalara kaçılmadan yapılması gerekir. Neyin üzerinde durulacağı, ne hakkında söz söyleneceği bir iki paragraf içinde ortaya konulmalıdır

Gelişme bölümü: Gelişme bölümünde, giriş bölümünde dile getirilen konu açıklanır, makalenin yazış amacı ve bu amaca yönelik bilgi, belge ortaya konularak tez savunulur, antitezler çürütülür. Konu ile ilgili bilgi ve belgelerin ele alınıp işlendiği, konunun genişletildiği ve ortaya konmak istenen fikrin doğruluğuna deliller gösterildiği bölüm, gelişme bölümünü oluşturur (Korkmaz 1995:220). Gelişme bölümü, derlenen, ortaya atılan fikirlerin çeşitli yönlerden genişletilmesi, desteklenmesiyle meydana gelir. Bütün fikir yazılarında olduğu gibi makalede de gelişme bölümünde açıklanacak fikirlerin derli toplu olması lazımdır. Dile getirilen fikirlerin inandırıcı, iddiacı kesin bir karaktere sahip olması için onları uygun yollarla açıklamak, desteklemek ve yerine göre de ispatlamak gerekir.

Gelişme bölümü makale yazarının inandırıcı olabilmek için tüm gücünü ortaya koyduğu alandır Bu bölümde ileri sürülen görüşlerin doğruluğunu ispatlamak için kanıtlar gösterilir, karşılaştırmalar yapılır, sayılar ve örnekler verilir. Öne sürülen sav, görüş ya da düşüncenin açımlanması, kanıtlanması bölümü makalenin gövdesini oluşturur. Yazar bu bölümde düşüncelerini açacak, geliştirecek, boyutlandıracaktır. Bunun için de tanımlama, karşılaştırma, örneklendirme, tanıklama, nesnel verilerden yararlanma gibi yollara sık sık başvuracaktır. Böylece okuyucuyu söylediklerinin doğruluğuna ve geçerliğine inandırmış olacaktır

Sonuç Bölümü : Sonuç bölümü; bir bakıma özetleme bölümü sayılabilir. Başta ileri sürülen, sonra açıklanan görüş, sonuç bölümünde -genellikle- bir paragrafta yinelenir. Ama asıl işlev burada yazının etkisinin doruğa ulaştırılmasıdır Ele alınıp işlenen, geliştirilen konunun hükme varıldığı ve o konunun ana fikrini oluşturan kısım sonuç bölümüdür. Bu bölümde yazar söylediklerinin tümünü belli bir sonuca ulaştıracak biçimde bir iki cümle ile sonucu vurgular.

Genellikle makale yazarları seçtikleri konu üzerinde söylediklerini bu bölümde bir yargıya dönüştürerek derleyip toparlarlar. Ancak bu bölüm her zaman için gerekli olmayabilir, yazar söylediklerini makalenin gelişme bölümünde iyice aydınlığa kavuşturmuşsa, konuyu dağıtmamışsa, yazısını, ayrıca özetlemeyi amaçlayan bir sonuca bağlamayabilir

Makalenin etkili olabilmesinde sadece bu planı uygulamak yeterli değildir. Makaleye işlenen fikre uygun bir başlık atmak gerekir. “Makalelere genellikle kısa ve çarpıcı başlıklar konması gerekir. Makalede okuyucunun asıl ilgisini çeken şey, makalenin başlangıç ve sonuç kısımlarıdır Bunun için bu kısımlara anlamlı bir fıkra, çarpıcı bir diyalog veya bir hatıranın yerleştirilmesi makalenin etkili olmasını sağlar.

Makale yazmak uzun bir araştırma ve bilgi toplama aşaması gerektirir. Bu yüzden süre olarak sabır ister. Yazmaya başlamadan önce, makale yazılacak konu ile ilgili olarak geniş bir araştırma yapmak, tüm kaynakları taramak, bilgi fişleri oluşturmak gerekir.

Batıda çok eski örnekleri bulunan bu tür bizde ilk örneklerini Tanzimat döneminde vermiştir. Şinasi’nin Agah Efendi ile birlikte çıkardığı ilk özel gazete “Tercüman-i Ahval’in ilk sayısında yayınlanan “ Mukaddime “ ( ön söz ) başlıklı yazı bizde ilk makale olarak kabul edilir. Ancak bu makale bugünkü anlamda çağdaş makalenin tüm özelliklerine sahip değildir.

Gerek Tanzimat döneminde, gerekse Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati döneminde yazılan makaleler, eleştiri- polemik karışımı ürünler olduğundan gerçek anlamda makale türünden uzaktırlar. Bu tür bizde ancak cumhuriyet döneminde çağdaş bir kimlik kazanmıştır bu gün bir çok yazar ve bilim adamı çeşitli konularda ve çeşitli dergi ve gazetelere bu türde yazılar yazmaktadır

Bu alanda ilk ünlülerimiz ise Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat, Hüseyin Cahit, Süleyman Nazif, Ziya Gökalp, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Peyami Safa, Falih Rıfkı Atay, Halit Fahri Ozansoy, Yaşar Nabi’dir.

Sohbet ile Makale Arasındaki Farklar : sohbet ile makale arasındaki farkları üç madde etrafında toplamaktadır:

1 – Makalenin konuyu derinlemesine incelemesine karşılık, sohbetlerde konu yüzeyden incelenir.

2 – Makalelerde işlenen fikir savunularak ispatlanır. Sohbetlerde ise, ispat gayesi yoktur.

3 – Makalelerde daha ciddi ve sağlam ilim dili kullanıldığı halde, sohbetlerde samimi bir konuşma dili kullanılır

Makale ile Fıkra Arasındaki Farklar:

1 – Makale yazarı ele aldığı fikirleri bilimsel bir yaklaşımla incelerken fıkra yazarı, yazarı kişisel görüşle ele alıp inceler.

2 – Makalede yazar fikirlerini kanıtlamak zorundadır. Bunun için sağlam güçlü kanıtlar göstermesi gerekir.

3- Fıkrada ise böyle bir zorunluluk yoktur. Fıkra yazarı isterse ispatlama yoluna gider isterse gitmez, her türlü örneği kul1anabilir.

4 – Makale bilimsel bir yazı olduğu için resmi ve ciddi bir anlatım kul1anılır. Fıkrada ise samimi, rahat ve içten bir anlatım vardır.

Makale ile Deneme Arasındaki Fark

Denemeci özgürce seçtiği bir konu üzerinde kişisel görüşlerini okurlarıyla dostça paylaşırken okuyucuyu düşündürme amacı taşır. Yazınsal bir dil kullanarak toplumun geneline hitap eder.

Makaleci ise öğretmeyi, bilgilendirmeyi amaçladığı için bilimsel belge, anket ve istatistikler gibi verilerle savını kanıtlama yoluna gider. Bilimsel ve terimsel bir dil kullanarak konuyla doğrudan ilgisi olan sınırlı bir okura seslenir.

Önemli tanitim

TBMM “Türkçe Komisyonu”ndan Basına Yansıyan Bazı Görüşlere Dair
Nurettin Demir

TBMM “Türkçede Bozulma ve Yabancılaşmanın Araştırılması ve Türkçenin Korunması ve Etkin Kullanımı İçin Alınması Gereken önlemlerin Belirlenmesi” amacıyla bir Araştırma Komisyonu kurdu. Türkçe kirlendi, yozlaştı, öldü bitti feryatları göğe yükseldiği için doğrusu böyle bir gelişmede şaşılacak bir şey yok. Dile bu kadar ilgi gösterilmesi elbette sevindirici bir şey. Herhangi bir soruna çözümün komisyonlarda değil, bazen uzun yıllar sürebilecek ciddi, zahmetli, zaman zaman sinir bozucu araştırmalarla bulunabileceğini düşünen birisiyim. Yine de komisyonun yararlı bilgiler ortaya koymasını yürekten arzu ederim. Ne var ki komisyondan, epeyce taraftarı olan “Türkçe yozlaşıyor, kirleniyor, bozuluyor” vb. gibi bir sonucun ortaya çıkma olasılığı da yüksek.

Komisyona yardımcı olabilecek birkaç soru: Hem standart Türkçe hem de yabancı dil öğretiminde neden bu kadar başarısızız? insanlar,Türkçe kelime bulamadıkları için mi işyerlerine yabancı isimler veriyor? Neden dil konuları “ciddi” havasındaki programlarda bile şaşılası bir sığlıkla tartışılır? Türkiye’de satılan malların Türkçe açıklamaları olması için neler yapılmalıdır? Dil zaptiyeliği yapan dernekler, mesela Türkçe kılavuz kelimesini niçin klana biçiminde yazarlar? Türkiye’de üretilen bilgi yabancı dilde yayınlanırsa neden daha itibarlı olur? vb. vb. Soruları çoğaltmak mümkün, ama yazının asıl amacı o değil?

Komisyondaki konuşmacılardan bazılarının görüşleri basına yansıyor. Mesela şu sözler, özellikle bilgisayar terimlerinin Türkçeleştirilmesine büyük emeği geçmiş olan Prof. Dr. Aydın Köksal’a ait: “Türkçe, eşi emsali olmayan bir bilim dilidir, İngilizce’ye her yönden fark atar. Türkçede bir kirlenmeden bahsediliyor. Türkçede kirlenme yok… Türkçe çöküyor.Türkçe, kendisini ölecek diller arasında ilan etti. Üstelik bunu da devlet eliyle yapıyor. Eski bir YÖK Başkanı,’Türkçe bilim dili olamaz’dedi. Osmanlı döneminde halkın yüzde 90’ı okur-yazar değildi. Bu yüzden Türkçe halk arasında korunmuştur. Fakat şimdi durum tersi. Aydınlarımız, gençlerimiz, yöneticilerimiz, Batı’nın propagandalarına teslim oldular. Bazı insanlar, ‘Türkçe’deki Ğ, Ş, ö ve Ü harflerinden iğreniyoruz’ diyorlar. Eğer bir yirmi yıl daha üniversitelerde yabancı dille öğretim devam ederse, Türkçe, silinme tehlikesiyle yüz yüze kalacak”.

Prof. Koksal, vahim öngörülerde bulunmuş. Ancak bu öngörüler dilbilim verileriyle örtüşmüyor. Yabancı dille eğitimi, eski YÖK başkanının ipe sapa gelmez görüşlerini eleştirirken topuzu biraz değil, epeyce fazla kaçırmış. Yabancı dille eğitimin yararları zararları, Türkçenin bilim dili olamayacağı gibi bir safsatayı eleştirmek ayrı bir yazı konusu. Yine de yüreklere su serpecek bir bilgi vermekte yarar var. Türkçenin konuşulduğu alanlarda eğitim yüzyıllarca yabancı dillerde yapılmış, devleti yönetenler yabancı dilleri konuşmuş, şairi yabancı dilde yazmış. Ama Türkçe yok olmamış. Kaç kişinin yüksek eğitim aldığı ve bunun dile yansımasının ne olduğu apayrı bir araştırma konusu. Türkiye’de her üniversitede yabancı dille eğitim verilmediği gibi, yabancı dille yirmi yıl eğitim sonucu ortadan kalkmış bir dil de yoktur. Prof. Koksal, eğer gazete haberi doğruysa, biraz abartmak suretiyle konuya dikkat çekmek istemiş olmalı. Ancak Prof. Köksal’ın sözleri tam aktarılmamış olsa bile bu tür görüşlerin epeyce yaygın olduğu göz ardı edilemez. Bu nedenle dillerin nasıl yok olduğuna kısaca değinmekte ve Türkçenin durumuna bakmakta yarar var.

Bugün yeryüzündeki dillerin sayısıyla ilgili farklı görüşler mevcuttur. Verilen sayılar 5.000-6.900 arasında değişiyor. Bu dillerin hepsi, konuşurlarının sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarına cevap verecek zenginliktedir. Hiçbiri, bir şekilde insan doğasına daha uygun olma anlamında üstün değil. Hepsi de son derece karmaşık sistemler. Hiçbirinin diğerine “fark atması” diye bir şey de söz konusu değil. Antropolojik anlamda ilkel topluluklar olduğu gibi ilkel diller olacağı inancı uzun zaman taraftar bulmuş ise de yapılan çalışmalar bunun doğru olmadığını göstermiştir…

Yaşayan dillerden bazıları ölüm tehlikesiyle karşı karşıyadır. Konuşur sayısı bir görüşe göre altı bin, bir başka görüşe göre de on binin altında olan diller bunlar ve dünyadaki bütün dillerin yarısından fazlasını oluşturuyorlar. Ama dillerin yok olmasında nüfus azlığı tek etken değil. En kritik durumda olan diller, 70 yaşın üstünde ve az sayıda konuşura sahip olanlardır. 40 ve üstü yaştan konuşuru olanlar, ciddi tehlikede, 20 yaş ve üstü konuşuru olanlar ise tehlikede sayılıyor. Buna karşılık, bir dilin çocuk ve yaşlı konuşuru olduğu halde çocukların hepsi bu dili konuşmuyorsa o dilin güvende olmadığı düşünülüyor. Çocuk ve yaşlı konuşuru olmakla birlikte, konuşur sayısı az olan diller de istikrarlı görülmekle birlikte güvende kabul edilmiyorlar. Her ortamda ve herkesçe konuşulan dillerin ise güvende oldukları düşünülüyor.

Yok olma tehlikesi altındaki dillerde yabancı dillerden yoğun alıntılar görülse de dillerin yabancı dilden kelime almak, yabancı dille eğitim, iş yerine yabancı isim vermek vb. nedenlerle yok olduğu görülmemiştir. Araştırmacılar dillerin yok olmasında en önemli rolü sosyal işlev kaybının oynadığını söylemektedirler. Dilin toplum içerisinde herhangi bir işlevinin kalmaması, ailelerin çocuklarına ana dillerini aktarmaktan vazgeçmeleri dillerin asıl yok olma nedenidir.

Dil yitimi konusuna hümanist bakış açısıyla yaklaşan bilim adamları, bir dilin ölümüyle birlikte o dille üretilmiş yaşama biçimi ve kültür zenginliğinin, bitkiler ve doğal yaşam hakkındaki bilgilerin yok olacağı, mesela Avusturya yerlilerinde olduğu gibi, konuşurlarda kimlik kaybı sonucu ortaya sosyal sorunlar çıkacağı, diller üzerinde yapılan karşılaştırmalı çalışmalar için her dilin vazgeçilmez olması vb. nedenlerle dillerin yok olmasını engellemek için çabalıyorlar.

Devlet idaresinin dili, halkın dili, edebiyatın dili, eğitimin dili olarak, bir doğal dilin kullanıldığı her yerde kullanılan ve her türlü işlevi yerine getiren Türkçe, konuşur sayısı, yayılma alanı ve işlevleri açısından, yok olmak bir tarafa, tarihinin en güçlü dönemini yaşamaktadır.Türkçe, tarihte konuşulduğu alanı sürekli genişletmiş bir dildir. Kelime alışı, başka bir dilde eğitim vb. gibi nedenlerle yok olacak olsaydı şimdiye dek izinin kalmamış olması gerekirdi. Türkçenin ne gelecek yirmi yılda ne yüz yirmi yılda ne de öngörülebilir herhangi bir zamanda ölümünü ilan ettiğini gösteren bir şey vardır. Varsa da bir dilci olarak ben göremiyorum. Kim bilir, belki görme becerim bu kadardır.

ÖRNEK 2: Bilimsel Makale Örneği:

Romanda Dramatik Aksiyonu Sağlayan Değerlerin Görüntü Seviyeleri Üzerine Bazı Öneriler
Ramazan Korkmaz, Ardahan Üniversitesi

Öyküleme tekniğine bağlı edebî anlatılar, aynı veya karşı yöndeki güçlerin oyunuyla şekillenen dramatik aksiyon üzerine kurulur. Dramatik aksiyon eserde var olan öykü, epizot ve entrika bağlantılı güçler sisteminin birlik prensibinden doğan üst bir organizasyonudur. Bir anlatıda sıradan öykü, anlatı kişilerinin genel anlamda eyleme dönüşen yaşantılarını; epizot, eylemin dizisel boyuttaki en küçük anlamlı birimini; entrika ise, okuyucuyu öyküye bağlayan onu kendine çeken tematik bir cazibe gücünü içerir. Entrika, anlatıdaki kişilerin sıradan davranışlarını öykü ve epizot seviyesinden kurtarıp bir nedensellik dizgesi ve bir anlam oluşturma çabasıyla dramatik aksiyon denilen büyük birlik prensibine taşır.

Etienne Souriau, dramatik aksiyonu kuran güç veya güçler sistemini, kişiler ağırlıklı bir değerlendirmeyi esas alarak önce altı sonra da yedi gruba ayırır. Bunlar;

I- başkahraman (protaganiste),
II- hasım kahraman (antagoniste),
III- istenilen- istenilmeyen obje,
IV- verici kahraman (destinateur),
V- alıcı kahraman (destinataire),
VI- yardımcı kahraman (adjuvant) ve
VII- hain, başlıklı kategorilerden oluşur.

Bu güçler, farklı kombinezonlarla romanda / anlatıda sayısız ilişkiler ağının doğmasına neden olurlar. Yalnız ilk iki temel gücü takip eden diğer unsurlar, çoğu zaman karakter veya tematik değer olarak karşımıza çıktığından onları ayrı kategoriler halinde sıralamanın incelemedeki dikkati asıl güçten kaydırma tehlikesi taşıdığını belirtmeliyiz. Sözgelimi Etienne Souriau’nun istenilen ve istenilmeyen obje diye III. kategoride değerlendirdiği güç (istenilen- istenilmeyen obje);”değerli olanı takdim” ile ilgili bir simge değerdir. V. ve VI. kategoriler, W.J. Harvey tarafından norm karakter olarak belirtilen ve genellikle tematik güce ait bir eleman/değer özelliği göstermektedir. E. Souriau’nun VII. olarak eklediği hain faktörü ise, daima karşı gücü –genellikle– kişiler bazında temsil eden bir elemandır.

Aynı işlevin farklı görüntülerini, ayrı ayrı kategorik değerlendirmenin kuramsal çözümleme çalışmalarında fazlaca pratik bir yarar sağlayamayacağı görülmektedir. Yukarıda anlatılan aynı işlevli farklı görüntüleri, iki ana güç başlığı altında fakat üç değişik görüntü seviyesinde tanımlamanın çok daha işlevsel olacağı kanısında olduğumu belirtmek istiyorum. Yaşamın özünü kuran ve bütün değişmelere rağmen değişmez olan bu iki temel güç, yaşamın hemen hemen bütün alanlarını kapsayan ebedi ve ezeli karşıtlığın, romanda, daha geniş bir söylemle anlatı türlerindeki görünümünden başka bir şey değildir; karanlık ve aydınlık, hep ve hiç, sevinç ve keder, dişil ve eril, varlık ve yokluk, yaşamak ve ölmek gibi.

Bu bağlamda yaşamın özünü, karşıtlıklar eyitişiminin oluşturduğunu söylemek; bir anlamda bu ikili ana kategorinin kendisini kesinleyen ontik varlık alanlarına da işaret eder. işte en geniş anlamıyla edebî eser, bu iki ezeli ve ebedi karşıtlığın, kurmaca bir yapıda, var olanlar metaforuyla kendi varlıklarını saklama/açma mücadelesidir.

Fenomenolojik anlamda varlık, arkada durandır. Var olan ise, öne sürülendir. Öne sürülenler, görüntülerdir; bir amacı, bir duyguyu, bir itkiyi, bir mesajı kendisinde saklayan/ açan simgelerdir. Bu bakımdan, görüntülerin şimdiki varoluş biçimlerini bu ezeli ve ebedi tezadın onların yüzüne sinen anlamları olarak okumak; bir edebî eserin çözümlenmesinde araştırıcının temel hareket noktası olmalıdır. Homo Semioticus anlamda bu okuma eyleminin yapıl(a)mayışı okuyucuyu, dinleyiciyi veya muhatabı kuru bir öyküye veya bütünselliğin anlamını kuramayan açılımsız, bağlamsız bir epizoda tutuklu kılar.

Oysa ki anlatıdaki çeşitli anlam birimleriyle örgülenen değer duygusuna ulaşma ve onu çözümlemenin temel hareket noktalarından birisi, kişilerin eylemleri yanında –ve hatta ondan daha çok– anlatıya eklemlenen simgesel anlatımın dilini çözmektir. Zaten edebî metnin çokkatlılığı, –en gerçekçi anlatısal yapılarda bile– simgesel söylemi bir nevi zorunlu kılar. Bu bakımdan William York Tindal, gerçeğin bizzat kendisini değil bir üst kurgudaki yaratımını, şiir gibi yoğun ve dönüşümlü bir yapıda işlemesi dolayısıyla bütün romanların sembolik olduğunu söyler.

Böyle bir değerlendirme, bizi büyük ve muazzam bir varlık prensibinin anlatısal yapılardaki mikro planlı ve gerçeğimsi dünyasına götürecektir. Bu mikro planlı ve gerçeğimsi varlık dünyası, kendini ifade etmek için daima biri birine zıt kategoride farklı iki gücü öne sürer. Bunlar:

1 – Ülküdeğerler (Tematik Güç)
2- Karşıdeğerler (Karşı Güç)’den oluşurlar.

Ülküdeğer, ruhunu eserin merkezine yerleştiren yazarın benimsenmiş değerlerini, doğrularını, özlemlerini, arzularını, varlık kaygısını, kısaca anlatıcının yaratıcı ben’ini temsil eden bir varoluş dizgesi içerir. Dramatik aksiyon, ülküdeğerleri genellikle kişi bazında temsil eden bu gücün ilk görüntü seviyesi tarafından kurgulanır. Zaten romanın veya herhangi bir anlatı türünün asıl varoluş nedeni de; başkişinin yaşamına gizlenen evrensel nitelikli ebedi değişmezleri, bireysel bir bazda okuma ve yansıtma amacı taşır.

Karşıdeğer ise, sanatkarın olumsuzladığı değer, kabul ve inanışların oluşturduğu ve Etienne Souriau’nun ‘la force opposante’ dediği karşı gücün varlık alanını temsil eder. Dramatik aksiyonu kuran çatışmanın sağlanabilmesi için bu gücün kişi, kavram veya simge değer olarak mutlaka var olması gerekir.

Bu iki ana değer, anlatısal yapılarda üç farklı görüntü seviyesi oluşturarak kendini gerçekleştirme olanağı bulur, edebî bir eserde bu değerler; eyleyen olarak kişi, düşünsel anlamda kavram ve derin hakikatleri söylemekten çok sezdirme, anıştırma ve çağrıştırma bağlamında simge olarak karşımıza çıkarlar.

Doğrusu dünyayı ve bütün evreni böyle bir yapı bütünlüğü içinde düşündüğümüzde değişen fazla bir şeyin olmadığını görürüz. Bu görüntü seviyeleri içerisinde, eylemlerini takip ederek temsil ettiği değerlere en çabuk ulaşabildiğimiz fenomen, bu değerlerin kişi olarak görüntüleridir

Bir anlatıdaki kişiler düzlemi, görünen eyleyenler dizgesidir. Anlatının gizini eylemleriyle varılmaya, kurmaya ve geliştirmeye çalışırlar. Onların insan olarak görünümleri, en alışılmış ve en çok benimsenmiş olan bir tavrın yansımasıdır. Anlatıdaki eyleyenler dizgesi, insan görünümü dışında, somut (canlı-cansız) varlıklardan veya soyut ve muhayyel kavramlardan, simgelerden oluşabilir. Anlatı eyleyenleri, kişiler düzleminde görüntü seviyeleri oluştursalar bile, kendilerini ancak kavram ve simge boyutunda ifade ederek evrensel hakikate açarlar. Bu açılış, insan bilinçaltında ki derin devinimin metaforik yolla kendini gerçekleştirmesidir. Anlatı metinlerinin çokkatlı yapısı, kavram ve simge düzlemindeki mataforik anlam yoğunluğu ile herkesleşen bir açılıma kavuşur ve her okuyucu bu çokkatlılık içinde kendini –bireysel ve kültürel kazanımları düzeyinde– mütemadiyen yeniden okur.

Arkaplan kültürü zayıf sıradan bir okuyucu veya vasat bir zeka, yaşamın sürekli kişiler düzlemindeki basit öykü kısmı ile ilgilenirken, varlık, kendisini orta düzeyde kavram ve derin boyutta ise, simge konumunda açımlamaya, gerçekleştirmeye çalışır. Bu bakımdan anlatı türlerine ait “metinlerin okunmasfnda, kuru bir olay dizgesinden çok, bu dizgelerden doğan değer duygusuna ve bu değer duygusunun simgesel öne sürümlerine dikkat edilmelidir.

Kavramlar, genellikle ülküdeğer ve karşıdeğerleri temsil eden güçlerin hedef objeye varma savaşımında takındıkları tavrı, değer anlayışlarını, varoluş amaçlarını ve yönelişlerini bildiren ara değerlerdir. Anlatı kahramanlarının kişilik yapılarını, değer anlayışları ve tipolojilerini, hedef objeye erişme uğruna meşru saydıkları ve kendilerini yansıtmak için aracı bir değer olarak kullandıkları kavram dizgesinden çıkarmak mümkündür.

Kavramlar, anlam üretimi için bizi birliğe taşıyan sıkıştırılmış, yoğunlaştırılmış nitelikte düşünsel araçlardır. Anlatı türlerindeki kavramsal görünüm, daha çok bilinç ve bilinçüstü düzeylere ait oluşları açıklamak üzere görevli unsurlardır.

Oysa ki, simgeler bize doğrudan hiçbir şey söylemezler ve kendini saklayan derin bir hakikatin öne sürümü olarak karşımıza çıkarlar. Arkada olan’la daima kendisi olmayan’ı temsil eden öne sürülen arasında; muhakeme, çağrışım veya benzeşme yollu ve önkabullere bağlı göreceli bir ilişki bulunur. Bu görece nitelik ilişkisi simge’yi, varlığın öne sürdüğü üç farklı boyutun en gizemli olanı, en çok anlaşılmayı bekleyeni olarak karşımıza çıkarır. Bu bağlamda simge, buzdağı’nın suyun altındaki kısmını işaret etmekle, sezdirmekle yükümlü bir değerdir. Sanat eserlerinde görülen evrensel anlamdaki insani öz, bilinçaltının zamanı ve mekanı aşan yönleriyle ancak simge değerlerle ortak görüntü seviyeleri oluşturabilir. Sanat eserinin evrensel dille ‘herkes’i kucaklaması’ndaki başarısı, onun simgesel anlamdaki değer derinliğinin bir göstergesi olarak kabul edilmelidir.

Şerif Aktaş, metinde veya eserde ortaya çıkacak bu değer sisteminin çözümünü, üslup inceleme çalışmalarının ana hedefi saymaktadır. Okuyucunun, anlatı sistemindeki yapıyı çözebilmesi için kişiler ve kavaramlar düzleminden çok bu simge değerler üzerinde yoğunlaşması ve bu değerleri çözümlemesi gerekmektedir.

Sözgelimi Gün Uzar Yüzyıl Olur (Cengiz Aytmatov) adlı romanda Yedigey ve Abutalip kişiler düzleminde ülküdeğerleri (tematik gücü) temsil ederken; “kendisi olma”, “dua”, “aile” ve “tarih bilinci” gibi ifadeler kavramsal boyutta; Aral Gölü, Ana Beyit, ev, Altın Mekre Balığı ve Dönenbay Kuşu gibi unsurlar da simgesel boyutta ülküdeğerleri temsil etmektedirler. Gün Uzar Yüzyıl Olufda dramatik aksiyonu sağlayan asıl çatışma daha çok kişiler ve kavramlar aracılığı ile bu simgesel değerlerin derin düşünsel yapıyı öne çıkarmalarından kaynaklanır.

Sözgelimi kora şemasında su metaforuyla ülküdeğerleri simge düzleminde temsil eden ve kuruyarak yatağından çekilen Aral Gölü; bir su kütlesi olmaktan öte, varoluş kaynaklarının gizini içinde barındıran bir simge değer olarak karşımıza çıkar. Su, dişil ve doğurgan bir öge olması itibariyle evrensel varoluşu önceleyen, içeren ve daima olanaklı kılan bir fenomendir. Gölün çekilmesi, bir anlamda bizim kaygısızlığımızın evrensel varoluş esprisince protesto edilmesidir. Yani varoluş kaynakları bizi sırasıyla uyarmakta, kınamakta ve terk etmektedir.

Gün Uzar Yüzyıl Olur romanındaki su unsuru, dişil işlevi itibariyle kadını ve anayı da temsil etmektedir. Bu bağlamda Nayman Ana’nın öldürülmesi ile Aral Gölü’nün çekilmesi arasında analojik bir benzerlik vardır. Nayman Ana, her türlü varoluş olanağını içeren su kaynakları gibi, ötekileşen/başkalaşan insana yönelik yapılan kendine çağrının ses’dir. Kendisi olmanın sesidir, insan yaşamda ötekileşme talihsizliğine uğradığında, başkalaştığında, mankurtlaştığında; onu kurtaracak tek güç, varoluşsal anlamdaki kendine çağırı’nın sesidir. Bu sesi susturmak ebedi anlamda insanın kendisini ötekiliğe mahkum etmesidir. Abutalip, ölüme giderken Yedigey’e çocuklarını kastederek “Onlara gölü anlat diye fısıldar” Aral Gölü’nün kilometrelerce içeri çekilmesi, önlem alınmadığı takdirde yaratıcı güçlerin bizi nasıl terk edeceğinin simgesel anlatımını içermektedir. Oysaki yaratıcı aktiviteyi en çok içinde barındıran bir simge olan “ana”, Mankurtlaştınlmış oğulun onu öldürmesine rağmen, bütün içtenliğiyle bir kuşa dönüşerek, talihsiz oğlunu rastlantısallıkla kurulan ötekilik tutsaklığından kurtarmaya çalışır.

Romandaki diğer simge unsurları ayrı ayrı bu tarzda çözümlemek mümkündür. Gün Uzar Yüzyıl Olur adlı romanda ülküdeğerleri kişiler bazında temsil eden Yedigey, Abutaiib ve Zaripa, kendilerini çağıran bu sesin daha görünür biçimlerinden ibarettir. Onların sadece yaşam öykülerini takip eden sıradan okuyucu, bu sesi genellikle duyma şansına sahip değildir. Sabitcan ve Tansıkbayev ise, başkalaştırılmanın ve ötekileştirilmenin ebedi kölesi olacak zavallılardır.

Gün Uzar Yüzyıl Olur adlı romanda en önemli simge değerlerden birisi de yazı’dır. Yazının bireysel ve toplumsal belleğin oluşumunda nasıl taşıyıcı bir işlev üstlendiğini görüyoruz. Yaşamın yok etmek üzere sıkıştırdığı Abutalip, kendi içsel varlığını yazı ile çocuklarına açmak ister: “Yaşamın özünü, savaşta görüp geçirdiklerimi yazıp bırakacağım çocuklarıma. Eh başkaca zenginliğim yok. Sarı Özek çöllerine işte bu düşünceyle geldim. Yaşam dört bir yandan beni sıkıştırdı; yok olayım, yiteyim diye ite ite buraya kadar sürdü. Eğer gördüklerimi, öğrendiklerimi yazıp çocuklarıma bırakırsam bir gün varlığım onların benliğinde uzar gider.”

Alıntı metinde görüldüğü gibi “yit”‘mesi için yaşam tarafından itilen, sürülen insan, bir tutunma noktası arayarak çocuklarında devam etmek, yaşamak ister. Tıpkı ondan önceki nesillerin söze dönüşen varlıkları gibi o da birtaraftan bu kolektif tinselliğe ulanmak ister. Çocuklarının benliğinde uzamak isteyen insan, tarihselliğini kavramış bilincin simgesidir. Tarihsellik insanlığın ontolojik bir kazanımıdır. Ne var ki, kazanılan her şeyin korunması ve gelecek nesillere aktarılması da önemli bir sorunsaldır.

Bu bağlamda yazı, tarihin kaotik boşluğunda yiten’i durdurmaya çalışan emeğin en kutsal yüzüdür. Yazı, varoluşun gizini sular gibi içinde barındıran ve ölümsüzlüğe taşıyan ırmaktır. Yazı, yaşamın yok etmek üzere sıkıştırdığı Abutalip’in sessizliğe indirgenmiş ama ebedi var olma potansiyeline sahip bilincin sesidir. Çocukları, insanlar, yaşamın yok etmek istediği herkes, her çağda bu sessizliğe indirgenmiş sesi dinleyerek/okuyarak yeniden var olmanın bir yolu olduğunu öğrenecek ve evrensel anlamdaki insanın nasıl bir kutsallıkla biri birine bağlandığını anlayacaktır. Abutalip’in “uzayıp giden” varlığı, haksızlığa ve baskılara karşı duran herkesi aynı safta birleştirecektir. Bu durumda yazı, “yok olma”ve”yitme”nin karşısına dikilen koruyucu bilinç’in simgesidir. Metnin edebî niteliği ve çokkatlılığı da genellikle bu bitegen kaynaktan beslenir.

Romandaki diğer simge değerleri de aynı doğrultuda yorumlamak mümkündür. Sözgelimi karşıdeğerler grubunu simgesel anlamda temsil eden kara çizme; bir varlık alanına tecavüz eden zorbalığı, demiryolu; her türlü alternatif düşünceyi ve duyarlılığı “kara tren”ler gibi homurdanarak ezip geçen despot bir yönetim biçimini, mankurt oğul; evrensel boyuttaki bir varoluş kaynağını yok eden körleştirilmiş gücün “öteki” boyutlu tükenişini anlatan değerlerdir.

Aynı biçimdeki değerler sınıflamasını Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf adlı romanı için de yapabiliriz.

Kuyucaklı Yusuf’ta yapılan değerler sınıflamasında, romandaki dramatik aksiyonun genellikle kişiler ve kavramlar düzlemi üzerine kurulmaya çalışıldığını görmekteyiz. Kavram düzleminde ülküdeğerleri temsil eden masumiyet, kaba ve tensel bir iştihanın yönlendirdiği sömürü tarafından sürekli tehdit edilmekte, varlık alanı ihlal ve iğfal edilmek istenmektedir.

Kuyucaklı Yusuf’ta, bireysel anlamda Muazzez’de simgeleşen masumiyet duygusu, toplumsal anlamda güvensiz, korumasız ve istismara açık yapısıyla bütün Anadolu insanını temsil eder. Romanın başlangıç noktası da zaten “eşkıyaların baskını ve cinayeti” ile adeta alışılmış bir gazete haberi gibi başlar. Olay yerine durum tespiti için gelen hükümet ekibinin geçtiği yerlerin tasviri, bu ihmalin insandan mekâna kayan topyekûn bir sömürü düzeneğini de gözler önüne serer.

Anadolu insanının masumiyeti, kırsal bölgelerde kanunlarca yasaklı, dağ eşkıyalarınca; şehirlerde ise, kendilerini gösterişli sıfatlar (ağa, bey, ilçe parti başkanı, kaymakam, vekil vb.) arkasına saklamış şehir eşkıyalarınca sömürülmekte, istismar edilmektedir. Birincileri kanunca eşkıya tanınıp –etkisiz de olsa– önlem alınma gereği duyulduğundan legal eşkıyalar, ikincileri ise kanunun tanımadığı ve çoğu zaman sıfatları nedeniyle koruma yanılgısına düştüğü illegal eşkıyalardan oluşmaktadır, illegal eşkıyalar, kaymakam Selahattin Bey’in pasif ve istismara açık kişiliğinde devletin masum yüzünü, kimsesiz ve güvensizliği bakımından Kübra’da Anadolu insanının suskun masumiyetini ve daima okuyucuda koruma duygusu uyandıracak kadar saf ve temiz Muazzez’de kişinin bireysel masumiyetini iğfal ederek sömürmektedirler.

Yazar, kavram düzlemindeki bu çatışmayı kişi bazında Kuyucaklı Yusuf ve Hilmi Bey/ Şakir ilişkilerinde yansıtır. Kuyucaklı Yusuf, tematik gücü / ülkü değerleri simgesel anlamda temsil eden dağ’ların görüngüsü olarak ortaya çıkar. Yusuf, dağlar gibi dirençli, vakar sahibi ve baş eğmezdir. Oysa kişisel ihtirasların aracı olarak sunulan partiler, okullar ve diğer toplumsal kurumların baskılatınca köleleştirilen/ sünepeleştirilen (köpek simgesiyle) şehirli insanlar, sömürüye bir direnç noktası oluşturmakta pek de becerikli değillerdir. Şehrin kolektif kimliği, sürüleşerek baş eğmeyi, büyük bir yüceltimle (sublimation) gençlere bir değer olarak sunar. Romandaki simgesel değerlerdeki dağ/kır ve şehir/kasaba karşıtlığından doğan çatışma işte böyle bir sorunsalın derin boyutuna işaret etmektedir.

Romanda ayrıca görülen ışık(aydınlık)-karanlık, başkaldırı-sünepeleşme (boyun eğme, ya da tiranlığı kutsama; köpek gibi), bireyleşme-sürüleşme vb. karşıtlıklar eyitişimi yine bu doğrultuda değerlendirilmelidir. Yusuf, Uranlığın kutsandığı, eşkiyalığın, zorbalığın/sömürünün legal bir boyut kazandığı şehir/kent yaşamını bir çıkmaz sokak olarak görür. Karanlık bir gecede bu çürüme imgelerinin üzerine kurşun yağdırarak, yine ülküdeğerleri simge olarak temsil eden atıyla, dağ’a sığınır.. Bu sığınış, tıpkı mitik düşüncedeki gibi, yıpranan zamanların ilga edilmesiyle oluşan sessiz belirsizlikte yeniden doğuşa bir hazırlık niteliği taşımaktadır.

Makale kitap önemleri

Kitap, kırılgan bir yaratıktır, zamandan etkilenir, kemirgenlerden korkar, yabancı maddelerden ve sakar ellerden de. Bu yüzden kütüphaneciler kitapları sadece insanlara karşı değil aynı zamanda doğaya karşı da korur ve hayatını unutulmanın kuvvetlerine karşı savaşmaya adar.

O altın üniversite yıllarını hatırlayın, kitaplarla dolu okul çantası, öğrenilecek birçok şey, bir sürü bilgi – tarih, coğrafya, matematik, fen. Küçük omuzlarda bilgi dolu çantaların taşındığı ve her şeye güldüğümüz zamanlar. Evet, bütün o şeyler bizi şimdi de güldürür. Eğer omuzlarımızda o ağır yükleri taşımasaydık eminim ki bugün toplumda durduğumuz yerde duruyor olamayacaktık. Bugünkü bilgimizi sadece kitaplara borçluyuz. İnternet diye bir teknolojinin var olmadığı günlerdi ve o zamanlar kitaplar, bilgiyi yaymanın tek yoluydu. Yazarlar kendi duygularını aktarırlardı; uzmanlar bilgilerini gelecek nesillerle paylaşırlardı ve bunlar sadece kitaplar aracılığıyla yapılırdı. Bu yüzden kitaplar bize atalarımızın hediyesi gibidir, bilmediğimiz birçok şeyi bize öğreten, mesela – Ramayana’nın hikayesi, Tulsidass tarafından yazılmış bir kitap.

Kitaplar başarıya ulaşmak için gidilen yolda en iyi iz sürücülerdir. İlerlemiş teknoloji yüzünden kitapların şimdiki nesle olan önemi neredeyse sıfırdır. Gelişmiş teknolojinin iyi bir şey olmadığını söylemiyorum, ama yazılmış kelimelere inanmalıyız. Biliriz ki eski iyidir. Yazmayı bilmeyen zavallı bir çocuk, kitapların gerçek önemini bilen gerçek kişidir. Kitaplara hak ettikleri önemi vermek çok önemlidir.

Okumak, zihnimizi rahatlatan en iyi şeydir. Tatlı hikayeler, komik fıkralar, gerçek hikayeler okuyabilirsiniz; bu size kalmış bir şeydir, ne isterseniz onu okursunuz. Çeşitli insanlar için çeşitli kitaplar mevcuttur. Bugünlerde kitapları kolay ve ucuz yoldan kapınıza ulaştıracak kaynaklar var, mesela, siteleri ziyaret ederek çok kolay bir şekilde kitap siparişi verebilirsiniz. Kitap klüplerinden birini biliyorum mesela India Today Book Club, siz üye olduktan sonra siparişlerinizi alıyor. Ondan sonra kurgu, klasik, sanat ve referans kitapları, çocuk okuma kitapları, yemek, bahçe, spor ve sağlık, din, bilişim teknolojisi, tıp ve daha birçok alandan kendi zevkinize göre sayısız kitap siparişi verebilirsiniz, üstelik büyük indirimler ve tatil paketleri gibi heyecan verici hediyelerle.

İnanıyorum ki başarı pudingini tatmak için içinizde bir merak varsa kitapların fiyatı sizin için hiçbir şeydir. Ben kitap okurken kendimi daha az yalnız hissederim.

Okuma Zorlukları
Bazı insanlar okumakta zorluk çeker. Bu durum yaşa bağlı değildir. Nedenleri arasında sağlık sorunları, işitme, özellikle de görme bozuklukları sayılabilir. Bazen de çocuklar okulda iyi öğretilmediği için okuma öğrenemez. Küçüklüklerinde durmadan evden eve taşınan ailelerin çocukları değişik okullara uyum sağlamakta güçlük çekebilir, bu yüzden iyi okuyamayabilirler. Ayrıca bazı çocuklar okumaktan hoşlanmayabilir, başka şeylerle uğraşmak onları daha mutlu edebilir. Okuma öğrenmekte güçlük çeken çocuklara yardımcı olmak için eğitilmiş özel öğretmenler vardır. Bunlar çocuğun neden yaşıtları gibi öğrenemediğini testler uygulayarak araştırır. Sorunun ne olduğu bir kez saptanınca, çocuğun özel eğitimle okuma öğrenmesi kolaylaşır.

Basit bir bedensel bozukluktan kaynaklandığı sanılan disleksi okumayı öğrenme güçlüğü olarak tanımlanabilir. Normal yaşta okula başlamış, zeka geriliği ya da davranış bozukluğu olmayan bazı çocuklar akıcı bir biçimde okumayı başaramaz ya da söylenişi ve yazılışı yakın harfleri birbirine karıştırır. Örneğin, disleksililer “ya” yı “ay” ya da “d” yi “b” olarak okur. Disleksinin çeşitli dereceleri vardır.çabuk farkına varılması durumunda bazen özel eğitimle okuma öğretilse de, disleksinin nedenlerine ilişkin kesin bir bulgu yoktur. Disleksililer okuma eksikliklerini görsel ve işitsel gereçlerle bir ölçüde giderebilmektedir.

Annelerin, babaların, öğretmenlerin ilk amacı, çocuğu sadece okul sıralarında değil, ömrü boyunca okumaktan zevk alacak bir kişi olarak yetiştirmek olmalıdır. Yalnızca güzel okumanın yeterli olmayacağı, okumanın yaşamın vazgeçilmez, verimli bir uğraşı olduğu bilinci çocuklara aşılanmalıdır. Böylesi bir özendirmeyle çocuklara koskoca bir kitap ve bilgi dünyasının kapıları açılmış olur.

Bilgisayar Zararlı Mı?
Son günlerde bilim adamları(Bazıları) ilerki yıllarda,insan zekasının geriliyeceğini iddaa ediyor. Gerekceleri ise tek şuçlu olarak bilgisayar`ı gösteriyorlar. Hepimizin bildiği gibi beyin cimnastiki dediğimiz bir olay var. Beynimizi ne kadar zorlarsak, o kadar gelişmesine ve genç kalmasına katkıda bulunuyoruz… Bunlardan en basiti bulmaca çözmek gibi. Şimdi acaba şöyle bir kolaycılığa kaçıyormuyuz ,veya zamanla kaçacakmıyız?Bu kolaycılığın doğal sonucu olarakta gelecek kuşaklarda IQ`muzda bir düşme olacak mı? Bir arkadaşınız sizden bir konu hakkında bilgi almak istiyor,veya çoçuğumuzun takıldığı bir dersten dolayı,size birşey sorma isteği duyduğun da,onlara vereceğimiz cevap: Bana sormana ve düşünmene artık gerek yok . Gir bilgisayara ne sormak veya öğrenmek istiyorsan,yaz ve tıkla bu kadar basit hemen karşına çıkar. Bu örneklerin sonunda bilim adamlarının endişeleri acaba haklı çıkar mı?

Sınav Stresi
Sınav stresiyle boğuşan birçok insandan biri misiniz? O gizemli sorularla dolu masanın önünde oturma düşüncesi kalbinizi çok kötü çarptırıyor ve vücudunuzu terletmeye mi başlıyor? Gevşeyin! O korkuları ve sınav stresini basit stres azaltma stratejileri kullanarak alt edebilirsiniz.

Nefes almanın basit sanatını hatırlayın. Birkaç ağır nefes alın ve zihninizin verdiğiniz nefesle birlikte gevşemesine izin verin. Basit bir meseledir fakat sınav paniği ortaya çıktığında kolaylıkla unutulabilir.

Olumlu şeyler düşünün. Sınavdan iyi sonuç almanızı engelleyecek en iyi şey, olumsuz konuşarak kendinizi panik etmenizdir. Olumlu şeylere odaklanın. Bunu yapabileceğinize kendinizi ikna edin. Ayrıca sınavdan 100 üzerinden 100 alamazsanız bunun dünyanın sonu olmayacağını kendinize hatırlatın.

Egzersiz için zaman ayırın. Beyin fonksiyonlarının geliştirmenin çok iyi bir yolu, vücudunuzun o kısmındaki kan akışını geliştirmenizdir. Egzersiz bunun için harika bir yoldur. Egzersiz ayrıca vücudunuzdaki endorfin seviyesini de arttırarak duygusal stresi azaltmanıza da yardımcı olur.

Aşırı çalışmayın. Sınav stresi yaşarken bir de bulduğunuz her boş dakikada derse gömülmeyin. Bütün temelleri aldığınıza ve konuyu candan öğrendiğinize emin olmak istiyorsunuzdur. Bunla ilgili sorun şu ki, eğer beyninize bir mola verdirmezseniz, o zaman bilgiyi kısa zamanlı hafızadan uzun zamanlı hafızaya taşıma süreci etkilenecektir. Eğer beyniniz yorulursa, fonksiyonları zayıflayacaktır. Çalışma süresini daha kısa seanslara programlayarak kendinize beyin gücü bahşedebilirsiniz. Zamanınız varken plan yapın ki çalışmanız için gerekli süreniz olsun.

Sınav stresiyle baş edebilmeniz akademik kariyerinizde daha başarılı olmanıza yardımcı olur. Zihin sağlığınızı olumlu bir yerde tutmak için kendinize ihtiyacınız olan molaları vermeyi ihmal etmeyin. Patlarcasına çalışmak size sınavda istediğiniz başarıyı sunmayacaktır.

Kalbin Emeği
Dua kalbin emeğidir. Kalpten gelen arzuları ifade eder. Ancak insanın bu arzuların üzerinde bir gücü yoktur. İnsan öyle bir şekilde yaratılmıştır ki insan tam olarak ne aradığını ya da gerçek niyetinin ne olduğunu bilmez. Dolayısıyla dualarının önem teşkil eden doğasını da anlayamamaktadır.
Buna karşılık, dua kitaplarında yazanlar aslında kişinin istemesi gerekenleri öğrenmesini anlatan şeylerdir. Eğer kişi kendisi üzerinde çalışırsa ve arzu ve düşüncelerini kontrol edip yönlendirme yolunda çalışırsa, dua kitaplarını yazan insanların arzu ve talep seviyelerine yükselir. Dua kitapları maneviyatı edinmiş insanlar tarafından binlerce yıl önce yazılmıştır.
Kişinin dua kitaplarını yazan kişiler ile arzularını uyumlu hale getirebilmesi için birkaç hazırlık safhasından geçmesi gereklidir. Kişi kötülüğün doğasını ve nelere sebep olduğunu anlaması gerekir, şöyle ki, insanın doğası gereği egoist bir eğilimi olduğudur. Kişi egoizminin (benliğinin) kötülüğün kaynağı olduğunu anlamalıdır. Hatta dahası, bunların hepsinin ruhun en derin noktasında edinilmesi ve fark edilmesi gerekmektedir.

Televizyon Zararı
ÖZELLİKLE yaşlı insanlardan şu sözleri çok sık duyarsınız: “Televizyon çıkalı eski muhabbetler kalmadı.” Biz bu haklı sözleri değiştirerek şöyle diyoruz: “Televizyon çıkalı anne babalar çocuklarına eskisi kadar zaman ayıramaz oldu.” Anne gündüz televizyon izlerken eteğine yapışan çocuğu başından savmak için “git oyuncaklarınla oyna, görmüyor musun televizyon izliyorum” der. Baba işten dönüp akşam yemeğini yedikten sonra koltuğuna oturur, eline kumandayı alır, saatlerce şu kanal senin bu kanal benim dolaşır durur. Baba özlemi çeken çocuğuna yarım saatini ayırmaz.

Geliri yerinde, okumuş ailelerin çoğu çocuk odasına da televizyon almaktadır. Alırken çocukla bir anlaşma yapar ve söz vermesini isterler: “Ancak ödevini yapıp dersini çalıştıktan sonra televizyon izleyeceksin.” Çocuk hiç düşünmeden söz verir. Aslında bu anlaşmada iki taraf da birbirini aldatmaktadır. Anne babanın amacı çocuktan kurtulmak, çocuğun da amacı televizyon sahibi olmaktır. Araştırmalar, odasına televizyon alınan çocukların, beklenenin aksine okul başarısında düşme olduğunu göstermektedir. Çocuk, televizyon izleyebilmek için ödevlerini çala kalem yapmakta, derslerine yeterince çalışmamakta ve sınavlara iyi hazırlanamamaktadır.

Çocuklarda televizyon seyretme alışkanlığı sadece okul başarısını etkilemekle kalmıyor; fiziksel, sosyal, zihinsel ve duygusal gelişimlerini de yavaşlatıyor. Çocuk, televizyon başında yeterince hareket etmediği ve biriken enerjisini harcayamadığı için devamlı kilo almaktadır. Sokakta arkadaşlarıyla oyun oynayan ve koşan bir çocuk birikmiş vücut enerjisini boşalttığı için rahatlamakta; eve sakinleşmiş olarak dönmektedir. Halbuki televizyonun karşısında saatlerce oturan bir çocuk enerjisini boşaltmak şöyle dursun, aksine bu cihazlardan yayılan elektronlara maruz kalmakta ve vücudundaki statik elektrik yükü artmaktadır. Bu sebeple, televizyon bağımlısı çocuklar daha sinirli ve daha saldırgandır. Yaşlarına uygun olmayan programları izlemeleri halinde kafaları karışır, ruh sağlıkları bozulur.

Televizyona düşkün çocuklarda sosyal beceriler zayıflamaya ve içe dönük bir kişilik gelişmeye başlar. Ailesiyle, arkadaşlarıyla ve diğer insanlarla sosyal ilişki kurmada isteksiz davranırlar. Televizyon izleyen bir çocuk, kendisi birşey üretmemekte, sadece başkaları tarafından üretilen şeyleri izlemekte veya oynamaktadır. Hazırı kullanmaya alışmış bu çocuklarda el becerileri ve motor hareketler gelişmez, büyüklerin yardımı olmadan kendi başlarına bir iş beceremezler. Zihinsel ve duygusal gelişimleri de normal değildir. Olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kuramaz, bilgiyi yorumlayamazlar. Kitap okumak ve ders çalışmak gibi zihinsel çaba gerektiren işlerden hoşlanmazlar. Televizyon karşısında daima alıcı durumunda oldukları için konuşmaya ihtiyaç duymamakta, dolayısıyla dil becerileri gelişmemektedir. Dil becerileri zayıf olduğu için başkalarıyla diyalog kuramaz, duygularını ve düşüncelerini doğru ifade edemezler.

Küçük yaştan itibaren televizyon izlemeye alışan çocuklarda gelişim bozuklukları daha belirgin ve daha ciddidir. Bu çocuklar akranlarına nazaran daha geç yürür ve daha geç konuşurlar. Konuşulanları ve kendilerine verilen direktifleri anlamakta güçlük çekerler. Dil becerileri gelişmediği için isteklerini büyüklerin elinden tutarak veya işaret ederek anlatmaya çalışırlar. Anneye aşırı bağımlıdırlar. Yabancılarla duygusal ilişkiye giremezler. Öpülmekten ve kucaklanmaktan hoşlanmazlar. İsimleriyle çağırıldıkları zaman tepki vermezler. Yaşıtlarıyla oyun oynamayı ve oyun kurmayı beceremezler. Ellerini ve parmaklarını iyi kullanamazlar. Çarşı, pazar, toplu taşıma araçları gibi kalabalık yerlerde bulunmaktan hoşlanmaz, huysuzluk gösterirler. Doğuştan zihin geriliği olan ve fazla televizyon izleyen çocuklarda otizm belirtileri artmakta, bu çocukları eğitmek daha da zorlaşmaktadır.

Çocuklarınıza Zaman Ayırın
Sponsorlu Bağlantılar

Çocukları televizyon bağımlılığından kurtarmanın tek çaresi onlara zaman ayırmaktır. Anne baba olarak öncelikli görevimiz çocuklarımıza iyi bir eğitim kazandırmaktır. Hiçbir işimiz çocuk eğitiminden daha önemli değildir. Eğer çocukların yapmaktan zevk alacakları müzik, resim, spor, kitap okumak gibi faydalı bir becerileri yoksa; anne babaların televizyonu yasaklamaları problemi çözmeyecek, daha da ağırlaştıracaktır.

Çocuğunun inatçılığından, söz dinlememesinden, aşırı televizyon izlemesinden ve okuldaki başarısızlığından yakınan bir babaya “çocuğunuza zaman ayırın” tavsiyesinde bulunduğumuzda, “her akşam en az bir saat beraber ders çalışıyoruz, ödevlerine yardım ediyorum, ama değişen bir şey yok” demişti. Gülerek: “Hayır, dedim, bizim kastettiğimiz beraberlik bu değil. Çocuk bu beraberlikten zevk almaz, aksine bir an önce bitmesini ister. Siz çocuğunuza zaman ayırmıyorsunuz, ona ders çalıştırıyorsunuz.”

Çocuğunuza ayırdığınız zamanın süresi değil, kalitesi önemlidir. Eğer bu beraberlikten iki taraf da zevk alıyorsa, kaliteli bir beraberlik var demektir. Birlikte yürüyüşe çıkmak, çocuk parkına gitmek, piknik yapmak, akşam yemeğinden sonra ailece çaylı-pastalı sohbet etmek, birlikte televizyonda kaliteli bir film veya program izlemek, uyku saatinde çocuğunuza masal veya kısa bir hikaye okumak ilk anda aklımıza gelebilen kaliteli beraberliklerdir.

Çocuğunuzla birlikte iken iyi bir dinleyici olmalısınız. Çocuk duygularını, hayallerini, düşüncelerini, endişelerini, korkularını çekinmeden dile getirmeli ve sizinle paylaşmalıdır.
Çocuklarını dinlemeyen anne babalar onları tanımakta güçlük çekerler. Çocuğunuzu ne kadar çok tanırsanız, yetenekleri konusunda beklentileriniz o kadar gerçekçi olur.

Dokum ayak , bistro masa , poliüretan sandalye


Türkiyenin en iyi masa sandalye satışını sunan firmamiz gün geçtikce daha iyi kaliteli ürünler satmaya hızla devam etmektedirler. Dokum ayak satışındada oldukca tecrübeli hizmet verilmektedir. Uzun yılların vermiş olduğu tecrübelere dayanarak en iyi ve en uygun fiyat bütceleri ile birlikte müşterilerine kaliteli hizmet sunmaya devam etmektedirler.

Sizde eğerki bistro masa ariyorsanız sitemizde bir birinden farkli yüzlerce, hatta binlerce masalarımızı göre bilirsiniz. Dilemiş olduğunuz ürünleri kolaylıkla satın ala bilir istediginiz vakit kargo verilerek hızlı bir şekilde gönderilmesi sağlanmaktadir.

Sitemizde bir cok modeller bulunmaktadir. poliüretan sandalye , banket masa , mutfak masaları , mermer masalar , bar bankosu ve sayamadığımız bir cok ürünler ile birlikte hizmet verilmektedir. Sizde eğerki bu hizmetlerimizden faydalanmak yararlanmak istiyorsanız hiç durmadan sitemize giriş yapmanız yeterli olacaktir. Saygılarımızı sunuyoruz.

http://lemagaza.com

Solucan , Solucan gübresi Kırmızı, kaliforniya solucanı


Türkiyenin her yerine solucan gübresi satışını yapan firmamiz gün geçtikce daha iyi konumlar sergileyerek müşteri memnuniyetini kazanan güvenilir lider firma olarak bilinmektedir. Bir cok satmiş olduğu solucan gübreleri sayesinde en iyi yatırım amacı olarak bilinmektedir. Ve yatırımları solucan üzerine yapmaniz doğru konum olarak bilinmektedir.

Sizde eğerki solucan gübresi kırmızı arıyorsız hiç durmadan sitemize giriş yaparak dilemiş olduğunuz kırmızı solucan gübrelerine sahip ola bilirsiniz. Fiyat olarak en uygun fiyat bütcelerimiz ile hizmet verilmektedir. Sizde eğerki solucan gübrelerinden satın almak istiyorsanız doğru adrestesinizdir.
Bununlada bitmeyip kaliforniya solucanı , satışımızda bulunmaktadir. Kaliforniya solucanı son zamanlarda en cok tercih edilen solucan tiplerinden bir tanesi olarak bilinmektedir. Her geçen gün doğurganlık özelliği ile bilinen solucanlar her doğurmasında yatırım yapmiş olduğunuz paranın iki katına cıkara bilmektesinizdir. Hiç bir zorluğu olmadan en iyi yatırım aracı olarak bilinmektedir.
Sizde eğerki solucan gübresine sahip olmak istiyorsanız hiç durmadan sitemize giriş yaparak dilemiş olduğunuz bilgilere sahip ola bilirsiniz saygılarımızla

http://ekowerm.com

Chat Siteleri , Sohbet , Sohbet Odaları


Türkiyenin en iyi chat siteleri arasinda yerini alan ve bir birinden farkli arkadaşlıklar ile birlikte sohbet edeceğiniz tek adres olarak bilinen sitemiz sizlere en iyi arkadaşları sunmaya ve topluluk sohbetini kaliteli bir şekilde sunmaya devam etmektedirler. Neredeyse bir cok kişinin tercih etmesinden dolayi sohbet portalimiz ilerlemektedir.

Sizde eğerki sohbet ortamında yeni arkadaşlar , dostluklar, muhabbet etmek istiyorsanız doğru adreste olduğunuzu unutmayınız. Bir birinden farkli yüzlerce hatta binlerce kişiler ile sınırsız bir sohbet keyfi yaşaya bilmektesinizdir.
Sohbet olarak odaların hepsi ayrı ayrı ister toplu bir odada görüşme yapa bilirsiniz.

isterseniz sohbet odalarını sizler belirleyip dilemiş olduğunuz özel odalara geçe bilirsiniz. Yazişmalarınızı ister herkez görür isterseniz yazışmalarınız kimseler görmeden keyifli bir sohbet ede bilirsiniz.
Sitemizde hiç bir hareket, küfür olmadan, seviyeli bir sohbet ortamı olmaktadir. Sizde eğerki sohbet ortamına katilmak istiyorsanız hiç durmadan sitemize giriş yaparak dilemiş olduğunuz sohbet ortamına katıla bilirsiniz saygılarımızla.

www.sohbetim.com

Beylikdüzü Elit Modeller ile görüşe bilirsiniz


istanbulun en gözde yerlerinde modeller ile tanişip beylikdüzü escort hizmetinden yararlana bilirsiniz. Her biri farkli modeller ve temiz titiz modellerimiz ile sınırsızca görüşe bilir randevulaşa bilmektesinizdir. Bir birinden farkli bir cok modellerimizi sitemizde kolaylıkla ulaşa bilmektesinizdir.

Özellikle istanbul escort hizmeti veren modellerimiz istanbulun her semtinden dilediginiz vakit görüşe bilmektesinizdir. Modellerimiz ile ister seyahet cıka bilirsiniz isterseniz özel evinizde, otelde görüşme imkanı sunulmaktadir.
Beylerin en cok tercih ettiği elit escort bayanlar olarak bilinmektedir. Elitler daha kaliteli ve profesyonel bir hizmet sunmaktadirlar. Sizde modellerimiz ile elit bir şekilde tanişmak isterseniz doğru adrestesinizdir.
Bir cok kişinin beylikdüzü elit escort arayişlari vardir. isteklerinizi özellikle yapa bilir.dilemiş olduğunuz her konumu sergileye bilmektesinizdir. Sizde eğerki beylikdüzü elit bayan escort ariyorsanız hiç durmadan sitemize giriş yaparak dilemiş olduğunuz modellerimiz ile görüşe bilmektesinizdir. Saygılarımızla.

 

Saç Dökülmesine Karşı En İyi Şampuan , Saç Bakım Serumu , Saç Uzaması İçin Şampuan , Saç Serumu


Sizler için en doğal ve saç dökülmesine karşı en iyi şampuan olarak bilinen şampuanlarımız gün geçtikce bütün saç dökülen kişilere en iyi şampuan olarak bilinmektedir. Her geçen gün saçlarınızın günden güne dökülmesinden dolayi sizlere kaliteli ve doğal şampuanımızı önermekteyizdir.
Bir cok kişi artik saç bakım serumu sayesinde, saçlarınızı daha iyi ve şık görnümleri ile birlikte sunulmaktadir. saçlarınızın daha etkili ve daha güclü olması için en iyi saç bakım serumunu sizlere sunmaktayizdir. Hemde en uygun fiyat bütcelerimiz ile satişini yapmaktayizdir.

Bununlada bitmeyip saç uzatmaları içinde saç uzaması için şampuan satişida bulunmaktadir. Hem erkekler için hem bayanlar için en ideal ve uygun fiyata satılan saç şampuanlarımızı sunmaktayizdir.
Eğerki sizde saçlarınızdan şikayetci iseniz ve saçlarınız dökülüyor ise saç serumu kullanarak kısa bir zaman içersinde saçlarınızın eskisinden daha güclü ve dökülmeleri kesilmesi için kesin çözüm brillanthair ile fark ede bilirsiniz. Daha detayli bilgiler için sitemizi ziyaret etmeniz yeterlidir

http://www.brillanthair.com.tr

toplu sms hizmeti


Toplu sms reklamları ilk olarak 2001 yılında ülkemizde kitle iletişim aracı olarak kullanılmaya başlandı. Bu tarihlerde genellikle numara aralarının seçilerek gönderildiği ve ölçümlenmesi zor olan sistemler kullanılıyordu. Bu sebeple ilk toplu sms reklamlarında çok fazla ölçümlenebilir veri kaydı yapılmamaktaydı. 2005 yılını başlangıç olarak sayarsak ilk ciddi Toplu SMS tanıtımlarının yapılmaya başlandığını söyleyebiliriz. Bu dönemlerde gönderilen SMS’ler operatör anlaşmaları ile birlikte kullanıcılarda okundu mu linke tıklandı mı gibi detayları kapsamaktaydı. Teknolojinin gelişimi ve hızlı ilerlemesi de dönüşümlerin eksiksiz sayılmalarını sağlamaktaydı.

Genellikle kimse tarafından okunmayan site linkleri gibi tanıtımlar yerine sms tanıtım linklerini kullanan bir çok kullanıcı web sitelerinin eksiksiz bir yükselmeye uğradığına şahitlik yaptı. Toplu sms çalışmalarında hizmet veren ülkemiz firmalarının bir çoğu MasGSM’de olduğu gibi uluslararası düzeyde; yeterli ve geçerli hizmet standartlarına sahiptirler. İşte bu gibi firmaların çokluğu ülkemizde toplu sms için yasa dışı faaliyet gösteren firmaların artmasına sebebiyet vermiştir. Dolaylı yollardan böyle bir artışa maruz kalan sektörle ilgili de bazı ön yargılar oluşmuştur. Eğer hedef kitlenize doğru tanıtım yaparsanız; genellikle mesajı alan kullanıcıyı rahatsız etmez, üstüne üstlük o kişiyi potansiyel müşteriniz yapabilirsiniz. Bu tip bir tanıtım faaliyeti içerisinde yapılan çalışmalar sürekli olarak yeni denetlemelerin getirilmesine ve dolaylı olarak şirketlerin uluslararası düzeyde etkin bir faaliyet göstermesine sebebiyet vermiştir. Ülkemizde bu denli kategori anlamında çeşitleri barındıran ve milyonlarca abonenin dönüşlerini kontrol edebilen Toplu SMS sistemlerinin hemen hemen her sektörde başarı göstermesinde şirketimizin emeği de büyüktür.

Mas GSM olarak toplu sms şirketleri arasında hemen hemen en yüksek mutlu müşteri sayısına sahip olan mas gsm şirketler üzerinde de abone olan firmalara düzenli olarak reklam avantajları sunmaktadır. Reklamlar üzerinde danışmanlık veren ve yapılan çalışmalarda ileri düzeyde bir tavsiye işletmenliği sahibi olan MAS gsm online reklamlar konusunda tecrübeli elemanları sayesinde her sektörde yapılan çalışmalarda tam kapsamlı bir destek sunmaktadır. Toplu sms tanıtımlarınızı yaparken firmamız gibi profesyonel ve işini ölçümleyebilen size tanıtımların her sürecinde destek verebilen ve genellikle içeriğinizi ve dönüşlerinizi etkin olarak kontrol eden bir firma ile çalışmanız gerekmektedir. Şanslısınız ki firmamızla tanıştınız ve özel indirimli sms kampanyalarından kazandınız.

http://www.masgsm.com.tr

instagram takipçi bahis forum perpa elektronik sigara Samsun masaj salonu kişiye özel cüzdan Sesli Siteler instagram takipçi hilesi Sıvı yağ kürtaj kızlık zarı dikimi özel ambulans bahis siteleri instagram takipçi facebook beğeni hilesi
Seo
seo firmalari
backlink paketleri gaziantep escort Yayın Evi